Skip links

Kutsal Dişil Aşırı Erile Karşı

Artık Kutsal Dişil’in aşırı erili yok etmek için devrim zamanı…

Çağlar boyu ilk insanlardan bu yana bu dünyanın başına ne geldiyse, aşırı eril anlayışın sonucu olarak hayatımıza girdi. Günümüzde konuştuğumuz zorbalık ve şiddetin her türlüsü, aşırı eril hegemonyasının kutsal dişilin üzerinde hakimiyet kurmasının çabasından başka bir şey değil. Şiddet ve can alabilme duygusuzluğu ancak hasta bir aşırı eril davranış olabilir. Bu öyle bir enerjidir ki aslında korkak… Kimden? Kutsal dişilin iyiliğinden, bütünselliğinden, sezgiselliğinden, yaratıcılığından, yapıcılığından ve bir o kadar da yıkıcılığından korkan.

Resimlerini bugün görüp içimizin parçalandığı tüm İsrail Filistin olayları hep tarihin gözünü nefret, aşırı tutucu, sabit fikirli, dar zihinli hasta eril zihniyetteki insanlığın tekerrür hali. Daha ne kadar canın yanması, ölmesi gerekecek kutsal dişilin sesini her bir insanın, toplumun dinlemesi için? Daha ne kadar içlerindeki karanlıklara yenik düşen liderlerin kumandasında olacak bu dünya? Daha ne kadar Kutsal Dişilin uyanışı durdurulmaya çalışılacak?

Evet yanlış duymadınız. Kutsal Dişil’in aşırı erili yok etmesi için devrim zamanı. Bu devrim aslında BİRLİK devrimi. İlk insandan bu yana rivayetlerle anlatılan hep bu oldu. Devrimler tarih boyu hep yapıldı ama eril hep bir yolunu bulup dişili baskılamayı başardı. Kutsal dişil hep hakkını, yerini aradığında bastırılan oldu. Adem Lilith ilişkisinden başlayalım. Lilith rivayete göre Adem’in Havva’dan önceki sevgilisi. Her konuda eşitlik istediği için Adem’le bir ortak noktaya varamadı ve en sonunda cenneti terketti.

Zeus’u karanlıklarından kurtaran kimdi mesela? Yine Hera’dan başkası değildi. Yada Bizans İmparatorluğunu zor günlerinde İmparator Justinianos’un yanında olup Nika Ayaklanmasını bastırmalarını sağlayabilen Theodoradan yine başkası değildi. Nika Ayaklanması, Bizans tarihinin en kanlı olaylarından biridir. Ayaklanma, Ocak 532’de hipodromdaki bir araba yarışında Maviler ve Yeşillerin İmparatora ve devlete karşı birleşip “Nika!, Nika! Nika!!” diye bağırıp alkış tutmasıyla başlar. Kalabalık önce Justinianus’a hakaretler etmeye daha sonra da saraya saldırır. 5 gün süren kuşatma dönemi şehre ciddi zararlar verir. Hatta kargaşanın sebep olduğu yangın dönemin en önemli yapısı olan Ayasofya’nın da yıkılmasına sebep oldu. İsyancılar, Eski imparator I. Anastasios’un yeğeni Hypatius’u yeni imparator ilan ettiler. Kalabalığı durduramayan Justinianus kaçmak için hazırlıklara başlar ve hükümet meclisini toplar. Hükümet meclisi toplantısında, Theodora saraydan kaçma fikrine karşı, sürgünde ya da kaçarak yaşamaktansa hükümdar olarak ölmenin öneminin altını çizmiş ve “kraliyet moru, en asil kefendir” sözünü söylemiştir. 

“Efendilerim, içinde bulunduğumuz durum bir kadının erkekler konseyinde konuşma hakkının olmadığı adetine uyamayacağım kadar ciddidir. “ sözü devrimsel bir sözdür. Ve sonra şöyle devamö eder;

Hayatları bu denli tehlikeli bir tehdit içindekiler, gelenekleri bırakıp en akıllıca hareket tarzını düşünmelidirler. Bu dünyada doğan birinin ölmemesi imkansızdır fakat, hüküm süren birinin kaçak yaşaması kesinlikle kabul edilemez. Eğer kendini kurtarmak istiyorsan efendim, önünde hiçbir zorluk yok. Zenginiz, deniz hemen orada, gemilerin de hazır. Ama güvenli bir yere gitsen bile, bir gün kendine sormayacak mısın keşke kalsaydım diye. Bana gelince, ben kraliyet morunun en asil kefen olduğu sözünü savunuyorum.”

Kadın ve Erkeğin içlerindeki kutsal dişille hareket ettikleri her ortama dirlik, düzen, huzur, birlik ve beraberlik gelir. Korkaklığın, zorbalığın, şiddetin yerini iyilik ve doğruluk içinde adalet alır.

Mısır’daki Adalet Tanrıçasını’nın yine dişil enerjiyi, kutsal dişili temsilen kanatlı bir şekilde remedilmesi yine bundandır. Yana Knossos Sarayındaki çift ağızlı baltalı Minos Medeniyeti Tanrıçasının toplumsal düzen için yapıcı ve yıkıcı olması, dengeyi iyilik için tutabilmesi gibidir. Aşırı Eril onun baltasından çekinir çünkü…

Herbirimizin kendi içimizdeki dengeyi, Jung’un anima ve animus dediği, batının feminen ve maskülen dediği, uzakdoğunun yin ve yang, Hintlinin shiva shakti dediği zıtlıklardan bütünü ve bunların uçlarındaki dengesizlikten artık kendi içimizdeki birliği, merkezlenmeyi bulma vaktimiz geldi. Topraklanmak ve bu dengemizi bulmak artık hepimizin sağlığı ve çevreye verebileceğimiz olası rahatsızlık için çok önemli.

Dr. Nil Keskin

error: Content is protected !!