Skip links

TOPLUMSAL CİNSİYET DENGESİNE FARKLI BAKIŞ

Bugünün dünyasında çeşitlilikleri barındıran kapsayıcı toplumlar kalkınma, ekonomi ve refah anlamında farklı hızda gelişen toplumlar durumundadır. Değerlerin çeşitliliğine saygı gösteren, farklı kuşak ve yaşları içinde barındıran ve onlara imkanlar sunan uluslar, verimlilik, performans ve mutluluğu daha kolay yakalarken, toplumdaki cinsiyet farklılıklarını göz ardı eden uluslar ekonomik olarak daha ileride çağdaş ve iyi yaşam yaşamaktalar.

Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan İnsan Hakları Beyannamesinin 1, 2, 3, 5, 6, 18 ve 22. Maddeleri ve özellikle madde 23 çeşitliliği, eşitliği ve herkesin İYİ YAŞAM hakkını son derece net bir şekilde ortaya koymakta ve ülkelere ve ekonomilere de yön vermektedir. 

Farklı geçmiş, yaş, etnik köken, yetenek, yetkinlik, enerji, tutum ve cinsiyet çeşitliliğinin, toplumların en küçük birimi aileden kurumlara, sosyal ortamlarda karar alma becerilerine, ilişki yönetimi, bağlılık gibi sosyolojik konulara olumlu etkileri vardır. Bu çeşitlilik, ‘grup halinde düşünme’ , yani benzer kopyalanmış hareketler ve çıktılar riskini azaltmakta ve daha güçlü yaratıcı topluluklar oluşmasına bugünden geleceğe hizmet etmektedir.

Bu yüzden Toplumda çeşitlilik, eşitlik, kapsayıcılık, yaşam kalitesi, pozitif düşünce ve iletişim ilkelerinin yayılmasını hedefleyen BÜTÜNSEL programlar ortaya çıkarmayı önemsemeliyiz.

Bu yolda en önemli konunun ;  BİLİNÇSİZ ÖN YARGILARI ortadan kaldırmak ve BİRLİK, BERABERLİK ve dengeli yaşamı bütünleşik olarak çözümlemeye odaklı içerikler ve akış sağlamak olduğuna inanıyorum.

Öte yandan Cinsiyet dengesi konusu yine World Economic Forum dahil olmak üzere pek çok platformun ortak odak konusu halinde.

Bilindiği üzere kadın ve erkek istihdam oranlarındaki farkın azalması, makro ölçekte ülke ekonomisi açısından önemli kazanımlar sağlamakta olduğunu biliyoruz. OECD ve AB 2020 Stratejisi, güçlü ekonomilerin kurulmasının ve ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerinin sürdürülebilirliğinin kadınların ücretli işlerde daha fazla istihdam edilmesine bağlı olduğunun altını çizmekte. OECD, kadın ve erkeklerin iş gücüne katılım oranlarının birbirine yaklaşması durumunda, 2030 yılı itibariyle Türkiye’nin de dahil olduğu tüm OECD ülkelerinin toplam ekonomilerinde %12’lik potansiyel bir artış sağlanacağını öngörmektedir.

Kadınların istihdama katılımının şirketlere ve ülke ekonomisine bu denli önemli düzeyde katkı sağlayacağı gerçeğine karşın, Türkiye’de kadınların istihdama katılım oranı ne yazık ki çok düşüktür. 2016 yılı itibarı ile %31,3 ile OECD ülkeleri arasında kadın istihdamı en düşük olan ülke Türkiye’dir.

Yine dikkat çeken diğer bir alanda ; OECD ülkeleri arasında 15-24 yaş aralığında, eğitim ve istihdam dışında kalan kadın nüfusun en fazla olduğu ülkenin Türkiye olması, kadınların iş yaşamındaki yerini pekiştirmek için kaybedecek zamanımızın çok da kalmadığını işaret ediyor.

Kadın nüfusun ekonomiye etkin katılımı sağlanamıyor …

  • Dünya Ekonomik Forumu Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Endeksi 2016 yılı verilerine göre, Türkiye 144 ülke arasında 130’uncu sırada.
  • Ekonomiye katılım ve olanaklar alt-endeksinde 129’uncu sırada
  • İş gücüne katılım alt-endeksinde 130’uncu sırada
  • Eşit İşe Eşit Ücret alt-endeksinde ise 98’uncu Sırada

Eğitim Seviyesine göre İş gücüne Katılım :

                                                                          Kadın                                  Erkek

Okuma Yazma Bilmeyen                            %24,2                                   % 46,6

Okuma Yazma Bilen                                    %25,8                                   % 79

İlkokul Mezunu                                             %33,1                                   % 80,8

Genel Lise Mezunu                                      %36,2                                   % 74,2

Yüksekokul ve Üniversite                           %73,2                                   % 89

Bütün bunların paralelinde ve kadın ve erkeğin evrimleşmesi sonucu, ATAERKİL  yanılgılar, modern ve şehir hayatının gerçekleriyle kadınlar üstlerine almış oldukları pek çok yük ile dengelerini bulmakta zorlanmakta ve bunun sonucunda iki durumu toplumsal olarak yaşamaktayız.

1- Evlilik ve doğum gerekçeleriyle kadınların ev işlerine yönlenip, istihdamdan uzaklaşması. (Burada kırılım noktalarının ve kök sebeplerine yönelik çalışmaların tanımlanması oldukça önemli)

2- İş hayatı ve rekabet içinde farkında olmadan erilleşmiş davranış eğilimine geçerek kadının beden zihin ruh sağlığı açısından sıkıntılar yaşaması.

Bu noktada cinsiyet dengesi ve sayısal açıdan kadınların istihdamda varlığını arttırmaya çalışırken özellikle bu durumun farkındalığı ile işletmelerin kadın güçlendirme programlarını inşa etmeleri önem taşımaktadır.

Dişil yetkinlikler ve eril yetkinliklerin bir toplumda ve kurumda eşit oranda sergilenmesi ile gerçek cinsiyet eşitliğinden bahsetmek mümkündür. Yani masanın etrafında, ailenin içinde bu yetkinliklerin eşit, özgürce dağılımı ve yaşanması mümkün olmadıkça gerçek bir dengeden yine bahsedemiyoruz.

Tüm bu zorlukların aşılması için toplumun her kesimine önemli sorumluluklar düşmektedir.

Bu bakımdan, United Nations WEPs’in 7 prensibinin toplumun her kademesinde sahiplenilmesi ve uygulamaya konması, sonuçlarının izlenmesi ve halka açık raporlanması, kadının ekonomik hayattaki yeri ve öneminin güçlenmesine, saygınlığının artmasına yardımcı olacaktır.

Programların bütünsel yayılımı ve fayda sağlaması adına yine eğitim ve seminer programlarıyla ilerlenmesi çok önemli…

Şefkatle,

Dr. Nil Keskin

error: Content is protected !!